a
Üst Banner
  • MagazinBultenleri
  • Gündem
  • Kadem Özbay: “Öğrencilerin 3’te 1’inden fazlası maddi yoksunluk yaşıyor, PISA bu çocukların 1,3 milyondan fazlasını görmüyor”

Kadem Özbay: “Öğrencilerin 3’te 1’inden fazlası maddi yoksunluk yaşıyor, PISA bu çocukların 1,3 milyondan fazlasını görmüyor”

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Milli Eğitim Bakanlığı'nın PİSA 2025 sonuçlarıyla ilgili açıklamasına ilişkin "Türkiye'deki öğrencilerin 3'te 1'inden fazlası maddi yoksunluk yaşıyor, PISA bu çocukların 1,3 milyondan fazlasını hiç görmüyor. MESEM'de haftanın dört günü işletmelerde çalışan, açık liseye kayıtlı olup okulla bağı kopmuş, hiç kaydolamamış ve okul dışına itilmiş çocuklar bu 'başarı hikayesinin' içinde yok" değerlendirmesini yaptı.

ad826x90
ad826x90

(ANKARA) – Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Milli Eğitim Bakanlığı’nın PİSA 2025 sonuçlarıyla ilgili açıklamasına ilişkin ” Türkiye’deki öğrencilerin 3’te 1’inden fazlası maddi yoksunluk yaşıyor, PISA bu çocukların 1,3 milyondan fazlasını hiç görmüyor. MESEM’de haftanın dört günü işletmelerde çalışan, açık liseye kayıtlı olup okulla bağı kopmuş, hiç kaydolamamış ve okul dışına itilmiş çocuklar bu ‘başarı hikayesinin’ içinde yok” değerlendirmesini yaptı.

ad826x90

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) PISA 2025 sonuçlarını “Türkiye her alanda en fazla yükselen ülke oldu” başlığıyla duyurmasına tepki gösterdi. Özbay, yaptığı yazılı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu:

“Duyurunun merkezinde üç rakam var: fen bilimlerinde 15, okuma becerilerinde 18, matematikte 11 basamaklık yükseliş. Oysa veriler bir başarı hikayesi değil, eşitsizlik hikayesi anlatıyor: Türkiye’nin ortalaması yükseldi çünkü zaten avantajlı olan çocukların puanı yükseldi. Yoksul çocukların matematik puanında anlamlı bir artış yok. Son on yılda üst düzey başarıya ulaşan öğrenci oranındaki artışın neredeyse tamamı varlıklı ailelerin çocuklarından geliyor. Dezavantajlı öğrenciler ve avantajlı akranları arasında matematikte 4,8 yıl, fende 4,1 yıl, okuma alanında ise ortalama 3,7 yıllık bir fark bulunuyor. Türkiye, matematikte yoksul ve varlıklı öğrenciler arasındaki uçurumun son üç yılda büyüdüğü yalnızca üç ülkeden biri. Diğerleri Brezilya ve Filipinler. Matematikte bu sene Türkiye’nin ilk defa OECD ortalamasını yakalamasının sebebi dezavantajlı öğrencilerin oluşturduğu çeyreğin dışında kalan öğrencilerin başarısından kaynaklanıyor. Türkiye’de matematik alanında her 3 öğrenciden biri, okuma becerileri alanında her 4 öğrenciden biri, fen alanında her 5 öğrenciden biri temel yeterlik düzeyinin altında. Her üç alanda da temel yeterlik düzeylerinin altında kalan öğrenciler arasında dezavantajlı öğrenciler çoğunlukta, avantajlı öğrenciler ise azınlıkta.

Türkiye’de her iki dezavantajlı öğrenciden biri matematikte temel yeterlik düzeyinin altında. Üst düzey performans gösteren öğrencilerin dağılımının sosyoekonomik olarak avantajlı öğrenciler arasında yoğunlaşıyor. Türkiye’de avantajlı her 100 öğrenciden 20’si matematik alanında üst düzey performans sergilemişken dezavantajlı öğrenciler arasında her 100 öğrenciden yalnızca 2’si matematik alanında üst düzey performans sergileyebildi. OECD ortalamasının aksine matematik ve okuma alanlarında Türkiye’de son 10 yılda en üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranındaki artış, avantajlı öğrencilerden kaynaklanıyor. Türkiye, öğrenci başarısının hangi okula gidildiğine göre ayrıştığı ülkeler arasında 89 ülke içinde 3. sırada. Bu, Türkiye’de öğrencileri sınav skorlarına göre seçen, sıralayan ve ayrıştıran eğitim sisteminin doğal bir sonucu.

ad826x90

ad826x90

“EŞİTSİZLİĞİ ORTADAN KALDIRAN BİR KAMUSAL MÜDAHALE ALANI OLMALIDIR”

ad826x90

Fen lisesine giden bir öğrenci ile meslek lisesine giden bir öğrenci arasında matematik alanında yaklaşık 10 yıllık, fen alanında yaklaşık 9 yıllık, okuma alanında ise yaklaşık 8 yıllık bir öğrenme yılı farklılığı bulunuyor. Türkiye’deki öğrencilerin 3’te 1’inden fazlası maddi yoksunluk yaşıyor. Dahası, PISA bu çocukların 1,3 milyondan fazlasını hiç görmüyor. MESEM’de haftanın dört günü işletmelerde çalışan, açık liseye kayıtlı olup okulla bağı kopmuş, hiç kaydolamamış ve okul dışına itilmiş çocuklar bu ‘başarı hikayesinin’ içinde yok. Bu tablo tesadüf değildir. Çocukları sınav puanlarına göre seçen, sıralayan ve farklı okullara ayrıştıran; nitelikli eğitimi bir hak değil bir ödül haline getiren bir sistemin doğal sonucudur. Başarı, en başarılıların ne kadar yükseldiğiyle değil, hiçbir çocuğun geride bırakılmamasıyla ölçülür. Eğitim politikası, eşitsizlik koşullarında ‘başarılı olabilenleri’ ayıklayan bir mekanizma değil, eşitsizliği ortadan kaldıran bir kamusal müdahale alanı olmalıdır. Çocukları okul türleri arasında hiyerarşik biçimde konumlandıran sınav odaklı ayrıştırma sistemine son verilmeli; her çocuğun eşit ve nitelikli kamusal eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır.”

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

CHP’li Gürer: ‘Üretici borcunu ödeyemediği için hayvanı icra ile elinden çıkıyorsa, tarım politikasını sorgulamak gerekir’

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.