31 Temmuz 2026 Cuma
(TBMM) – TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan düzenlemeyle, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Değişikliği Konferansı’na ilişkin uluslararası anlaşma onaylandı. Düzenleme, konferansın organizasyonu kapsamında Türkiye’nin üstleneceği yükümlülükleri, katılımcılara tanınacak ayrıcalık ve muafiyetleri ile organizasyonun çevre yönetimi ve sürdürülebilirlik ilkelerine uygun şekilde yürütülmesine ilişkin esasları içeriyor.
TBMM Genel Kurulu Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da üniversitelerden ilişiği kesilen öğrencilere yeniden öğrenim hakkı tanıyan “öğrenci affı” düzenlemesini de içeren Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin maddeler üzerine oylamaların tamamlanmasının ardından teklifin tümünün oylanmasından önce COP31 ve ilgili BM İklim Toplantılarına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’ne geçildi.
SUNAT: COP31 TÜRKİYE’NİN İKLİM VİZYONUNA KATKI SAĞLAMALI
Kanun teklifi tümü üzerine söz alan İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat, Türkiye’nin kasım ayında Antalya’da dünyanın en büyük iklim organizasyonlarından birine ev sahipliği yapacağını belirterek, İYİ Parti olarak bu organizasyona destek verdiklerini söyledi.
Kanun teklifi üzerine TBMM Genel Kurulu’nda söz alan Sunat, organizasyonun Türkiye açısından önemli bir diplomatik fırsat olduğunu ifade ederek, “Burada bir uyarımız olsun: NATO toplantısında Ankara’yı boşaltmıştınız, inşallah Antalya’yı da bu uzun sürede, 9 ila 20 Kasım arasında boşaltmaya kalkmayın, turizme de ket vurmayın diye uyarıyoruz sizleri” dedi.
Organizasyonun başarılı geçmesini temenni eden Sunat, şunları kaydetti:
“Bu organizasyonun kusursuz ve büyük bir başarıyla geçmesini canıgönülden diliyoruz. Bu nedenle, bugün burada sekreterya bütçesini veya teknik harcama kalemlerini değil, Türkiye’nin iklim vizyonunu konuşmak isterim. Zira cevabını bulmamız gereken asıl soru şu: Bu zirve bittiğinde Türkiye ne kazanacak? Daha güvenli şehirler mi, daha güçlü bir tarım politikası mı, daha dirençli bir ekonomi mi, sosyal açıdan çevre dostu bir kalkınma mı yoksa sadece birkaç hatıra fotoğrafı mı?”
Uluslararası zirvelerin yalnızca görünürlük sağlayan organizasyonlar olmaması gerektiğini vurgulayan Sunat, “Uluslararası zirveler ışıltılı birer vitrin olarak kalmamalı değerli milletvekilleri, iyi bir gelecek inşa etmeli. Bunun için dünya liderlerini Antalya’da ağırlamadan önce dönüp bu Meclisin kendi ev ödevlerini de yapıp yapmadığına bakmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
DİNÇER: TÜRKİYE, COP31’E BUGÜNKÜ HALİYLE NE YAZIK Kİ HAZIR DEĞİLDİR
CHP Ankara Milletvekili Semra Dinçer, kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi’nin hukuki, idari ve operasyonel altyapısını oluşturan kanun teklifinin teknik açıdan gerekli olduğunu ancak asıl tartışılması gereken konunun Türkiye’nin iklim politikaları olduğunu belirterek “Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek olan ve on binlerce delegeyi ağırlayacağımız COP31 iklim zirvesinin hukuki, idari ve operasyonel temelini oluşturacak metni görüşüyoruz. Bu anlaşmayla birlikte iki hafta sürecek COP31 iklim zirvesinin uluslararası standartlara uygun, güvenli, erişilebilir ve kesintisiz şekilde yürütülmesi sağlanacak. Bu çerçeveyi Genel Kuruldan geçirmek elbette ki teknik bir gerekliliktir ancak asıl mesele bu değildir” dedi.
Türkiye’nin iklim politikalarının sorgulanması gerektiğini belirten Dinçer, şöyle konuştu:
“Asıl mesele bu teklif onaylandıktan sonra Türkiye’nin çevre mücadelesinde dünya karşısında söyleyecek bir sözünün olup olmadığıdır. Dünya kasım ayında gözünü Antalya’ya çevirdiğinde karşısında sadece ihtişamlı bir sahne mi bulacak, yoksa iklim krizinden en ağır şekilde etkilenmesi beklenen bir ülkenin gerçek mücadele iradesini mi görecek? Ben kürsüden üzülerek ifade ediyorum, bugünkü haliyle Türkiye bu zirveye ne yazık ki hazır değildir.”
Dinçer, Türkiye’nin Akdeniz Havzası’nda iklim krizinin etkilerini giderek daha ağır yaşadığına dikkati çekerek kuraklık, orman yangınları, sel felaketleri ve sıcak hava dalgalarının arttığını, önümüzdeki yıllarda daha derin bir su krizinin yaşanabileceğini ifade etti.
İktidarın çevre politikalarını eleştiren Dinçer, “COP31’e ev sahipliği yapacağımız bu dönemde bile AKP iktidarının doğal alanlarımızı madene, inşaata, enerji yatırımlarına fütursuzca açtığına tanıklık etmekteyiz” dedi.
Daha önce kabul edilen İklim Kanunu’nu da eleştiren Dinçer, “Bu kanunda ne kömürden çıkış vardı ne de adil geçiş düzenlemesi. İçeriği emisyon ticareti ve karbon piyasası mekanizmalarıyla sınırlı kaldığı için İklim Kanunu değil, bir karbon düzenleme kanunu olarak hatırlanmaktadır. İklim krizinden en ağır etkilenecek düşük gelirli yurttaşlarımız için tek bir koruma mekanizması bile bu kanunda öngörülmemiştir” ifadelerini kullandı.
GÖKALP: İKLİM KRİZİ AYNI ZAMANDA BİR ADALET KRİZİDİR
DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, insanlık bugün bir iklim kriziyle birlikte aynı zamanda bir adalet kriziyle karşı karşıya olduğunu söyleyerek “Çünkü iklim krizinin etkileri herkesi aynı biçimde vurmuyor. Kuraklıkla toprağını kaybeden çiftçi, sellerde yaşam alanlarını yitiren yoksullar, zorunlu göçe sürüklenen halklar, suya erişemeyen çocuklar, bakım yükü katlanan kadınlar ve ekolojik yıkım nedeniyle köyünü, bağını, bahçesini yitiren halklar bu krizin en ağır bedelini ödüyor” dedi.
İklim krizine en fazla neden olanların bu kesimler olmadığını ifade eden Gökalp, şunları söyledi:
“Dünyanın en büyük karbon salınımını gerçekleştiren şirketler, fosil yakıt tekelleri, savaş ekonomisini büyüten devletler ve sınırsız büyümeyi kutsayan kapitalist üretim modeli bugün doğayı, suyu, havayı ve yaşamı geri dönülmez biçimde tahrip etmektedir. Kapitalist modernitenin 21’inci yüzyıla bıraktığı en büyük yıkım, doğa ile toplum arasındaki kadim dengeyi bozması, en büyük adaletsizliği ise bu yıkımın bedelini asıl müsebbiplerine değil yoksul halklara ödetmesidir.”
Gökalp, iklim krizinin yalnızca karbon emisyonlarının azaltılmasıyla çözülemeyeceğini savunarak, “Bu nedenle iklim meselesi yalnızca karbon emisyonlarının azaltılması meselesi değildir. Bu mesele demokrasi meselesidir, sınıfsal adalet meselesidir, halkların kendi yaşam alanlarını savunma meselesidir; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve ahlaki bir adalet krizidir” ifadelerini kullandı.
Teklifin tümü üzerine sözlerin tamamlanmasının ardından COP31 ve ilgili BM İklim Toplantılarına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin açık oylanarak kabul edildi ve kanunlaştı.
Böylece kanun ile COP31 İklim Değişikliği Konferansı’nın 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenmesi, konferans öncesinde gerçekleştirilecek hazırlık toplantıları için gerekli mekan, tesis, ekipman, altyapı ve hizmetlerin Türkiye tarafından BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası’na ücretsiz olarak sağlanması, konferansa katılacak taraf ve gözlemci devlet temsilcileri, Birleşmiş Milletler ve ihtisas kuruluşları yetkilileri ile diğer katılımcılara gerekli ayrıcalık ve muafiyetlerin tanınması, bu kapsamda vize ve ülkeye giriş işlemlerinin kolaylaştırılması ile konferansın çevre yönetimi standartları ve sürdürülebilirlik ilkelerine uygun şekilde gerçekleştirilmesine ilişkin Anlaşma’nın onaylanmasının uygun bulunması amaçlanıyor.
TBMM Başkanvekili Adan, Genel Kurul’da COP31 ve ilgili BM İklim Toplantılarına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi kabul edilmesinin ardından üniversitelerden ilişiği kesilen öğrencilere yeniden öğrenim hakkı tanıyan “öğrenci affı” düzenlemesini de içeren Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümünün oylanmasına geçti.
(İSTANBUL) – Başakşehir, UEFA Konferans Ligi 2. eleme turu rövanşında Finlandiya temsilcisi Inter Turku’ya deplasmanda 2-0 yenilerek Avrupa kupalarına veda etti.
Turku kentindeki Veritas Stadı’nda oynanan karşılaşmada ev sahibi ekibin gollerini 18. dakikada Tuominen ve 47. dakikada Jephta attı.
Inter Turku’da J. Laine, 88. dakikada kırmızı kart gördü.
İstanbul’da oynanan ilk karşılaşma 1-1 sona ermişti.
(İSTANBUL) – Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi 2. eleme turu rövanşında Danimarka temsilcisi Midtjylland’ı deplasmanda 2-0 mağlup ederek bir üst tura yükseldi.
İstanbul’daki ilk maçı 1-0 kazanan siyah-beyazlılar, rövanşı da 2-0 kazanarak toplamda 3-0’lık skorla 3. eleme turuna çıktı.
Beşiktaş’ın gollerini Milot Rashica ve Orkun Kökçü kaydetti.
Karaman Belediyesince kentte bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Türk Dünyası Şöleni kapsamında yürüyüş yapıldı.
Karaman Belediye Başkanı Savaş Kalaycı ve TÜRKSOY Strateji Geliştirme Daire Başkanı Melik Özsöz, Cumhuriyet Parkı’nda düzenlenen törende, Atatürk Anıtı’na çelenk sundu.
Ardından Karaman Tren Garı önünde toplanan vatandaşlar “Türkçe Aşkı, Vatan Aşkı” temalı yürüyüşe katıldı.
Yürüyüşte, çeşitli ülkelerden gelen dans toplulukları gösteriler sundu.
2 Ağustos’a kadar devam edecek şölende çeşitli etkinlikler, dans gösterileri ve konserler düzenlenecek.
Bosna Hersek’in Srebrenitsa kentinden 25 Temmuz’da yola çıkan “Filistin Konvoyu” İstanbul’a geldi.
Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden aktivistlerin yer aldığı otobüs ve otomobillerden oluşan “Filistin Konvoyu”, Başakşehir’de ellerinde Türk ve Filistin bayrakları taşıyan grup tarafından karşılandı.
Konvoyun İstanbul’a gelişi dolayısıyla Başakşehir Merkez Camisi Meydanı’nda miting düzenlendi.
Katılımcılar program sırasında sık sık tekbir getirirken, “İstanbul’dan Gazze’ye direnişe selam”, “Katil İsrail, Filistin’den defol” ve “Kahrolsun ABD” şeklinde sloganlar attı.
Filistin Konvoyu İcra Kurulu Üyesi Hakan Şimşek, mitingde yaptığı konuşmada, tarihi bir sürece şahitlik ettiklerini belirterek, “Bu tarihi süreç sadece direniş anlamında değil, zulmün karanlığı bakımından da vicdanlarımızı derinden yaralıyor.” dedi.
Siyonist rejimin, Gazze’de yürüttüğü saldırıları bütün Filistin’e yaymak amacıyla şu anda Batı Şeria’da bir tehcir politikası uyguladığını vurgulayan Şimşek, İsrail’in, adına “yerleşimci” denilen silahlı gruplarla bölgede zorla göç ettirme politikalarını hayata geçirdiğini söyledi.
Şimşek, bahçelerin ve evlerin gasbedildiğini aktararak, “İşte böyle bir ortamda Filistin Konvoyu yola çıkıyor. Durmak ya da uygun zamanı beklemek gibi bir lüksümüz yok.” diye konuştu.
“Ortaya koyacağımız aktivizm, onların zulmüne engel olacak bir aktivizm olacaktır”
Filistin Konvoyu’nun sıradan bir yardım konvoyu olmadığını vurgulayan Şimşek, şunları kaydetti:
“Biz Türkiye olarak ve sivil toplum olarak biliyoruz ki bugüne kadar dünyanın neresinde bir matem, neresinde bir yıkım ve gözyaşı varsa, bu ülke, bu devlet, bu millet ve bütün sivil toplum kuruluşları el ele vererek oraya koşmuştur. Yaraları sarmaya çalıştık, sarmaya devam ediyoruz ve etmeye de devam edeceğiz. Fakat artık yalnızca yaraları saran bir sivil toplum anlayışının değil, bize bu yaraları açanların, evlerimizi yıkanların ve canlarımızı acıtanların da hesap vermesini isteyen bir anlayışın temsilcileri olmak istiyoruz.”
Şimşek, sadece yardım değil, Filistin’in umutlarını taşıdıklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Ortaya koyacağımız aktivizm, sadece yaraları sarmak için değil, yara açanların yeni yaralar açmasını durduracak, onların zulmüne engel olacak bir aktivizm olacaktır. Uluslararası hukuk denen bu yalan düzeninin işlemediğini bütün dünyaya haykırmak için yola çıkıyoruz. İnsan haklarının ve uluslararası hukukun gerçek anlamının ne olduğunu dünyaya anlatmak, uluslararası topluma bunu yeniden hatırlatmak için yola çıkıyoruz. Dolayısıyla Filistin Konvoyu, aslında sizlerle birlikte tarihi bir süreci başlatıyor. Bundan sonra Türkiye’de sivil aktivizm, şiddetsiz sivil aktivizm çok daha fazla konuşulacak.”
Sessiz kalmayan bütün vicdan sahiplerini bu vicdan hareketinde yanlarında görmek istediklerini dile getiren Şimşek, “Bu konvoy, Anadolu’nun dört bir yanından inşallah yola çıkacak ve Batı Şeria’ya ulaşacak. Burada, işgalcilerin uygulamalarına dünyanın dikkatini çekecek. Ayrıca yol boyunca katılımcılarımıza, içerikleri uzmanlarımız tarafından hazırlanan aktivizm eğitimleri de vereceğiz. Yani konvoyumuz sadece yardım taşımayacak, aynı zamanda ülkemizde ve dünyada yeni bir aktivizm kültürünün oluşmasına katkı sunan önemli bir misyon da üstlenecek.” ifadelerini kullandı.
“Bütün Filistin halkı elhamdülillah dimdik ayaktadır”
Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (Özgür-Der) Genel Başkanı Rıdvan Kaya da bütün dünyanın, Gazze’de olup bitenlere tam 33 aydır şahitlik ettiğini söyledi.
Kaya, Gazze’de Mustafa Hafız Camisi’nin bombalandığını hatırlatarak, “Etrafındaki çadırlarda yaşayan yüzlerce, binlerce kardeşimiz bir kez daha evsiz kaldı. Mustafa Hafız Camisi, Gazze’de üç yıla yakın süredir bombardımanlarla yıkılan yaklaşık 1100 camiden sadece bir tanesidir.” dedi.
Sadece Gazze’de değil, Batı Şeria’da da aynı zulme şahitlik ettiklerini dile getiren Kaya, şunları söyledi:
“Geçtiğimiz hafta, Nablus’a bağlı Burka köyünde yerleşimci çeteler, Filistinli kardeşlerimizin yaşadığı köye saldırarak burayı ele geçirmek istediler. Köyünü ve toprağını korumaya çalışan Filistinli kardeşlerimiz, yerleşimcilerin silahlı saldırısına karşı direndi. Yaşanan çatışmalarda iki siyonist yerleşimci hayatını kaybetti. Bunun ardından Netanyahu yönetimi köyün tamamını hedef alan yeni cezalandırma ve baskı uygulamalarına başladı.”
Kaya, “Filistin halkı neyle suçlanıyor? Şerefi için, özgürlüğü için ve toprağı için mücadele etmekle suçlanıyor. Toprağında yaşamaya devam ediyor ama asla vazgeçmiyor, asla teslim olmuyor. Gazze’de olduğu gibi bütün Filistin halkı da elhamdülillah dimdik ayaktadır. Allah’ın izniyle bu zorluklar karşısında da asla teslim olmayacak, direnişini sürdürecektir.” ifadelerini kullandı.