29 Temmuz 2026 Çarşamba
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın da aralarında bulunduğu 6 şüphelinin gözaltına alındığı soruşturmanın kan donduran detayları netleşti. Yapı ve iskan ruhsatı süreçlerinde “kriptolu mail” ağı kurulduğu, müteahhitlerden “paravan danışmanlık” adı altında yüz milyonlarca lira sızdırıldığı ve makam odalarında çikolata kutuları ile spor çantalarında yüz binlerce dolar rüşvet teslim edildiği iddia edildi.
Soruşturma dosyasından sızan bilgilere göre; yapı ve iskan ruhsatı süreçlerinde usulsüzlük yapılarak devasa bir rüşvet çarkı oluşturuldu. Yapı ruhsatı verme sürecinde hiçbir resmi yetkisi bulunmayan belediye iştiraki Kent AŞ görevlilerinin, kriptolu ve kapalı devre bir mail sistemi kullandığı tespit edildi. Oluşturulan bu gizli iletişim ağında ada-parsel bazlı renklendirmeler yapılarak hazırlanan Excel tabloları üzerinden Üsküdar Belediyesi personelinin talimatlandırıldığı ve ruhsat süreçlerinin gayriresmi olarak buradan koordine edildiği belirlendi.
MASAK verileri ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü raporları, organizasyonun mali boyutunu gözler önüne serdi. Kent AŞ ile müteahhitler arasında kâğıt üzerinde 1 milyon 78 bin 870 TL değerinde çok sayıda “paravan danışmanlık hizmeti” sözleşmesi imzalandığı ortaya çıktı. Bu paravan sözleşmeler maske olarak kullanılarak, gayriresmi yollardan ruhsat almak isteyen müteahhitlerden baskı ve icbar yoluyla toplam 361 milyon 392 bin 264 TL haksız kazanç elde edildiği saptandı.
Soruşturmaya damga vuran en kritik gelişme ise etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan bir müteahhitin itirafları oldu. Şüpheli, usulsüz iskan ruhsatı alabilmek adına Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın Danışmanı Ulaş Meydan’a belediyedeki makam odasında 860 bin dolar rüşvet verdiğini itiraf etti. Söz konusu beyanların baz kayıtları ve telefon sinyalleriyle de doğrulandığı bildirildi.
Etkin pişmanlıktan yararlanan şahsın emniyetteki ifadesinde rüşvet trafiğinin detaylarını şöyle aktardı: “”…. İnşaat isimli firmanın iskan ruhsatı başvuru sürecinde Ulaş Meydan beni Nazım Akkoyunlu ile bu konuyu görüşmem için yönlendirdi. Ben tarihini hatırlamadığım bir tarihte Nazım Akkoyunlu’nun belediyedeki odasında yüz yüze …. inşaatın iskan ruhsatı almak istediğine dair görüşmeyi gerçekleştirdim. Nazım Akkoyunlu bir kağıda sadece iskan ruhsatı için talep edilecek rakamı yazdı ve bana seni arayacaklar diye söyledi. Kağıtta yanlış hatırlamıyorsam 25 Milyon ya da 30 Milyon TL miktar yazmaktaydı. Ben Nazım Akkoyunlu’nun yanından ayrıldıktan sonra beni …. yapı inşaat isimli firmanın proje mimarı olan …. aradı. Kendileriyle iskan ruhsatı meselesi için Nakkaştepe’de bulunan Nakkaş Kebapta buluşmak üzere randevulaştık. Nakkaş Kebapta buluştuğumuzda ben, … yapı isimli firmanın sahibi …, ismini bilmediğim oğlu, mimar … ve …’ın tanıdığı olduğunu düşündüğüm sakallı şu an ismini hatırlamadığım bir şahıs daha vardı. Bu sakallı tanımadığım şahıs …’ın ortağı veya kardeşi olabilir.

Nakkaş Kebapta ben kağıtta yazan miktarı inşaatlarının iskan ruhsatı için talep edilen miktarın bu olduğunu söyledim. … yapının yapmış olduğu inşaatın ada ve parsel bilgilerini bilmiyorum ancak söz konusu inşaatın Üsküdar İlçesi Kirazlıtepe mevkiinde olduğunu biliyorum. Ben kağıttaki rakamı kendilerine ilettim. Kendileri de teklifimi kabul ettiler, sonrasında o zamanın talep edilen 25-30 Milyon TL’nin karşılığı olacak şekilde 700-800 bin Amerikan dolarını bana iki parça halinde elden teslim ettiler.
Bana parayı teslim eden şahıs yemekte Nakkaş Kebapta buluştuğumuzdaki sakallı ismini bilmediğim ancak görsem tanıyabileceğim şahıs bana parayı teslim etti. Yaklaşık 300 küsür bin doları tam tarihini hatırlamadığım bir tarihte Üsküdar Belediyesi’nin otoparkında çikolata kutusuna benzer, karton kutunun içerisinde teslim etti.
Kalan tutarı yine tam tarihini hatırlamadığım bir tarihte Kısıklı mevkinden Ümraniye istikametine giderken sol tarafta kalan Çamlıca Şehit Onur Ensar Ayanoğlu İlkokulu yanındaki otoparkta spor çanta ile teslim etti. Ben teslim edilen 700-800 bin dolardan Ulaş Meydan’ın ihtiyacı kadar al demesi üzerine yaklaşık 50-100 bin doları kendime aldım. Kalan 600-700 bin doları parça parça halinde Üsküdar Belediyesi’ndeki makam odasında Ulaş Meydan’a elden teslim ettim.”
BURSA’da otomobilin çarpması sonucu ağır yaralanan ve duran kalbi sağlık ekiplerinin müdahalesi ile yeniden çalıştırılan Abdullah Aktiz (53), tedaviye alındığı hastanede yaşam mücadelesini kaybetti.
Kaza, 26 Temmuz’da saat 02.00 sıralarında Nilüfer ilçesi Sanayi Caddesi’nde meydana geldi. Muhammed Mustafa D. yönetimindeki 16 TAM 49 plakalı otomobil, yolun karşısına geçmek isteyen Abdullah Aktiz’e çarptı. Çarpmanın şiddetiyle savrularak otomobilin kaputuna düşen Aktiz, ağır yaralandı. İhbarla adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Duran kalbi, olay yerinde sağlık ekiplerince sedye üzerinde yapılan kalp masajı ile yeniden çalıştırılan Aktiz, yakındaki özel hastaneye götürüldü. O anlar, çevredekiler tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.
Hastanede yoğun bakım ünitesinde tedaviye alınan Abdullah Aktiz, kurtarılamadı. Diğer yandan Sürücü Muhammed Mustafa D. ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.
Kazayla ilgili soruşturma sürüyor.
(ANKARA)- Emek Partisi (EMEP) Milletvekilleri İskender Bayhan ile Sevda Karaca, sendikalaşma oranları, işkolu barajları, grev hakkı ve sendikal örgütlenmenin önündeki engellere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi.
EMEP Milletvekilleri İskender Bayhan ile Sevda Karaca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2026 Temmuz ayına ilişkin işkolu istatistikleri ve yetki tespit tutanaklarını açıklamasının ardından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Önergede, Bakanlığın kamu kaynaklarıyla yürüttüğü “Sendikalı Ol” kampanyasına da yer verildi. İşçilerin sendikalaşmasının önündeki engellerin sosyal medya kampanyalarıyla değil; işkolu barajları, uzun ve etkisiz yetki süreçleri, sendikal nedenle işten çıkarmalar, grev hakkına yönelik yasaklar ve toplu iş sözleşmesi hakkını fiilen kullanılamaz hâle getiren politikalarla bizzat yaratıldığı ifade edildi.
Önergede, Bakanlığın açıkladığı 2026 Temmuz ayı istatistiklerine göre Türkiye’de kayıtlı 17 milyon 430 bin 478 işçiden yalnızca 2 milyon 432 bin 788’inin sendika üyesi olduğu belirtilerek, resmî sendikalaşma oranının yüzde 13,96 olarak açıklandığı kaydedildi. Kamu işçileri hariç tutulduğunda özel sektörde sendikalaşma oranının yaklaşık yüzde 6-7 düzeyinde olduğunun değerlendirildiği belirtilen önergede, aynı istatistiklere göre faaliyet gösteren 246 işçi sendikasından 186’sının işkolu barajını aşamadığı ifade edildi.
Bayhan ve Karaca, bu tablonun tesadüf olmadığını belirterek, Bakanlığın kamu spotlarında işçileri sendikalara üye olmaya çağırırken, uyguladığı politikalarla sendikal örgütlenmenin önündeki yapısal engelleri koruduğunu ifade etti. Önergede, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözü hatırlatılarak, Bakanlığın işçi sınıfına yönelik gerçek tutumunun kamu spotlarında değil, açıkladığı yetki verileri ve çalışma yaşamında izlediği politikalarla ortaya çıktığı vurgulandı. Milletvekilleri, işkolu barajlarının yüzlerce sendikanın toplu iş sözleşmesi yetkisi almasını engellediğini, uzun yetki süreçlerinin ve sendikal nedenle işten çıkarmaların örgütlenme hakkını fiilen kullanılamaz hâle getirdiğini belirtti. Son olarak Bağımsız Maden-İş Sendikası başta olmak üzere çeşitli sendikaların işkolu istatistikleri ve yetki süreçlerine ilişkin hukuka aykırılık ve keyfî uygulama iddiaları da önergede Bakanlığa yöneltilen sorular arasında yer aldı.
Önergede ayrıca, Emek Partisi’nin “Barajsız Sendika, Yasaksız Grev, Güvenceli İş” kampanyası kapsamında işçiler, sendikalar, akademisyenler ve hukukçuların katkısıyla hazırlanan Sendikal Haklar Kanun Teklifi de hatırlatıldı. İşkolu barajlarının kaldırılması, grev hakkı önündeki engellerin kaldırılması, sendikal nedenle işten çıkarmalara karşı etkin iş güvencesi sağlanması ve toplu pazarlık hakkının güçlendirilmesini öngören teklifin neden Meclis gündemine alınmadığı ve Bakanlığın bu doğrultuda neden herhangi bir yasal düzenleme hazırlamadığı soruldu.
BAKANLIĞA ÇAĞRI
Bayhan ve Karaca’nın önergesinde ayrıca; “Sendikalı Ol” kampanyası için harcanan kamu kaynağı, özel sektörde sendikalaşma oranının düşüklüğünün nedenleri, toplu iş sözleşmesinden yararlanan ve fiilen grev hakkını kullanabilen işçi sayısı, son beş yılda yasaklanan veya ertelenen grevler, sendikal nedenle işten çıkarmalara ilişkin başvurular, iş cinayetleri ile sendikasız çalışma arasındaki ilişki, Bağımsız Maden-İş başta olmak üzere sendikaların işkolu istatistiklerine ilişkin iddiaları, ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri ile Anayasa’nın güvence altına aldığı sendikal hakların neden fiilen kullanılamadığı, işçilerin örgütlenme, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarını güvence altına alacak düzenlemelerin neden hayata geçirilmediği konularında Bakan Vedat Işıkhan’dan açıklama istendi.
Bayhan ve Karaca, işçilerin sendikalaşmasının kamu spotlarıyla değil; işkolu barajlarının kaldırılması, grev hakkı üzerindeki yasakların son bulması, sendikal nedenle işten çıkarmaların engellenmesi ve toplu pazarlık hakkının güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını belirterek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı reklam yapmayı bırakarak, bu engelleri ortadan kaldıracak düzenlemeleri hayata geçirmeye çağırdı.
Antalya’da Sıçan Adası, Saint Didier batığı ve falezler bölgesi, tekne dalışlarıyla su altı tutkunlarına farklı deneyimler sunuyor.
Kentte düzenlenen dalış turları sabah saatlerinde marinadan hareket eden teknelerle başlıyor. Katılımcılar Sıçan Adası, Saint Didier batığı veya falezler bölgesindeki ilk dalışın ardından teknede öğle yemeği molası veriyor. Gün, ikinci dalışın tamamlanmasının ardından marinaya dönüşle sona eriyor.
Dalış eğitmeni Mustafa Bilyaz, AA muhabirine, Antalya’nın su altı turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.
Bölgede savaş batıkları, yapay resifler, Sıçan Adası ve falezler gibi çok sayıda dalış noktası bulunduğunu belirten Bilyaz, Saint Didier ve Paris II batıkları ile Sıçan Adası ve falezlerin en çok ilgi gören rotalar arasında yer aldığını ifade etti.
Dalış denildiğinde ilk akla Kaş’ın geldiğini ancak Antalya merkez ve çevresinde de keşfedilmeyi bekleyen birçok nokta olduğunu anlatan Bilyaz, “Antalya bölgesi 630 kilometrelik sahil bandında yüzlerce dalış noktasına sahip.” diye konuştu.
Bilyaz, Sıçan Adası ve falezlerin su altı canlılığı açısından zengin ekolojik alanlar olduğunu vurgulayarak, bu bölgelerin yeterince tanınmadığını kaydetti.
Yerli turistlerin dalışa ilgisinin son yıllarda arttığını, buna karşın yabancı turistlerin sayısının daha fazla olduğunu aktaran Bilyaz, Türkiye’de dalışın zor ve pahalı bir spor olarak görüldüğünü dile getirdi.
Bu algının gerçeği yansıtmadığına işaret eden Bilyaz, “Yerli turistler dalıştan çekiniyor. Aynı zamanda çok maliyetli olduğunu düşünüyorlar. Oysa herkesin küçük bütçelerle deneyimleyebileceği bir aktivite.” dedi.
Dalışın sağlık durumu uygun birçok kişi için yapılabilir bir spor olduğuna değinen Bilyaz, “12 yaşından sonra sağlık durumu elverişli olan herkes dalış yapabilir. Kulak, kalp rahatsızlığı ya da yüksek tansiyon gibi sağlık sorunu bulunmayan kişiler eğitmenler eşliğinde güvenle dalış gerçekleştirebilir.” ifadelerini kullandı.
Turistik dalışların genellikle 3 ila 5 metre derinlikte yapıldığını anlatan Bilyaz, eğitim süreciyle birlikte dalış derinliğinin 32 metreye kadar çıkabildiğini sözlerine ekledi.
Su altı dünyası farklı bir deneyim
Yaklaşık iki yıldır dalış yaptığını belirten şehir plancısı Nuri Efe ise su altı dünyasının kendisi için farklı bir deneyim sunduğunu söyledi.
Dalışın hem fiziksel hem de zihinsel olarak dinlendirdiğini ifade eden Efe, su altındaki sessizliğin ve doğal yaşamı gözlemlemenin kendisine huzur verdiğini dile getirdi.
Yaklaşık 12 dalış yaptığını anlatan Mine Hazar da Antalya’ya taşınma nedenlerinden birinin su altı sporlarına daha kolay ulaşabilmek olduğunu anlattı.
Dalış yapmak isteyenlere profesyonel ekipleri ve az sayıda katılımcının bulunduğu tekneleri tercih etmelerini öneren Hazar, su altındaki deneyimin hem bedensel hem de zihinsel olarak rahatlatıcı olduğunu kaydetti.
İÇİŞLERİ Bakanlığı, 24 ilde düzenlenen uyuşturucu madde satıcılarına ve yasa dışı kenevir ekimine yönelik operasyonlarda 138 şüphelinin yakalandığını, 80’inin tutuklandığını duyurdu.
Bakanlığın sanal medya hesabından yapılan açıklamaya göre; Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet başsavcılıkları koordinesinde düzenlenen operasyonlara 1008 narkotik ve asayiş ekibi ile 6 bin 48 personel katıldı. Adreslerde, yapılan aramalarda 408 kilogram uyuşturucu madde ile 159 bin 788 adet uyuşturucu hap ele geçirildi. 3 milyon 325 bin adet kök kenevir ve skunk imha edildi. 138 şüpheli yakalandı. Şüphelilerden 80’i çıkarıldıkları hakimliklerce tutuklandı, 58’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Açıklamada, “Sokak satıcılarına, uyuşturucu imalatçılarına ve yasa dışı uyuşturucu ekim faaliyetlerine yönelik mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz” denildi.