Londra’da İstanbul sergisi yarın açılıyor, küratörlere göre İstanbul Avrupa’yı etkiledi

Londra'daki Victoria ve Albert Müzesi'nde yarın 'Konstantinopolis'ten İstanbul'a' sergisi açılıyor; yaklaşık 200 eser yer alacak. Küratörler Tim Stanley ve Bella Radenovic, İstanbul'un farklı kültürlere açık yapısının bazı eserleri ortaya çıkardığını ve kentin Avrupa'yı etkilediğini belirtti.

Londra'nın dünyaca ünlü sanat ve tasarım koleksiyonlarına ev sahipliği yapan Victoria ve Albert Müzesi'nde yarın açılacak "Konstantinopolis'ten İstanbul'a: Bir Şehir İki İmparatorluk" sergisinin küratörlerinden Bella Radenovic, İstanbul'un farklı kültürlere açık yapısı olmasaydı sergideki bazı eserlerin hiç ortaya çıkmayacağını belirtirken, Tim Stanley ise İstanbul'un Avrupa'nın kültür, sanat ve günlük yaşamını etkileyen bir kent olduğunu dile getirdi.

Türkiye ve farklı ülkelerdeki müze ve özel koleksiyonlarda bulunan yaklaşık 200 eserin bir araya getirilmesiyle oluşturulan serginin küratörleri Tim Stanley ve Bella Radenovic, AA muhabirine, kentin Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'ten bugünün İstanbul'una uzanan süreçte dünya kültürüne, sanatına ve geleneklerine yaptığı katkıları anlattı.

Victoria ve Albert Müzesinin uzun yıllardır Orta Doğu Bölümü küratörü olarak görev yapan Stanley, müzenin geniş bir Bizans ve Osmanlı koleksiyonuna sahip olduğunu belirtti.

Ancak farklı bir kompozisyonda sergilenen bu eserlerin ilk kez kendi tarihsel süreci içinde gösterileceğini kaydeden Stanley, serginin hazırlanma süreciyle ilgili, " İstanbul'a ilk kez 1972'de gittim. Kentin Bizans ve Osmanlı eserlerine epey hakimim. Tekrar gidip gezmek bana büyük bir zevk verdi." diye konuştu.

Stanley, benzersiz eserlerin de sergide yer aldığını vurgulayarak, "Almanya'daki Trier Katedrali'nden getirilen muhtemelen 5'inci yüzyılda işlenmiş küçük bir fildişi var. Aziz Stefan'ın kutsal emanetlerinin Büyük Saray'ın yanındaki kiliseye getirilişi tasvir ediliyor. Bu eser, Bizans döneminde yapılmış elimizdeki tek sokak sahnesini gösteriyor." dedi.

Yeni inşa edilen kilisenin çatı işçilerinin dahi fildişi üzerinde tasvir edildiğini söyleyen Stanley, eserin dini bir tören ile sokaktaki insan görüntülerini birleştirdiğini anlattı.

Bazı İstanbul gelenekleri Avrupa tarafından kabul edildi

Stanley, beğendiği bir diğer eserin ise Topkapı Sarayı'ndan getirilen beşik ile "Beşik Alayı" adı verilen töreni tasvir eden resim olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Serginin son bölümünü özellikle göstermek istiyoruz. Çoğu Osmanlı sanatı sergisi, 17, 18 ve 19'uncu yüzyılı görmezden geliyor. Biz buna karşı bir şey yaptık. İstanbul'da 16'ncı yüzyılla birlikte kahvehaneler ortaya çıkmıştı. Roma döneminde de görülen hamama gitme adeti vardı. İstanbul'un bu etkinliklerini göstermek istedik çünkü bunların bazıları Avrupa'nın geri kalanı tarafından da kabul edildi. En bilineni de kahve konusu. Bugün İngiltere'de bile en çok tercih edilen içecek kahvedir. Hamam konusunda ise seramik duvarlar vardı. İnsanlar içeride peştamal kullanıyordu. Peştamal İngilizcede Türk havlusu olarak bilinirdi."

Stanley, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethettikten sonra kent hayatını canlandırmak için Türk, Ermeni ve Rumları İstanbul'a yerleştirdiğini, 15'inci yüzyılda ise Yahudilerin şehre yerleştiğini belirterek, "Bu sergi Avrupa'nın diğer yarısına açılan bir pencere. İstanbul, Avrupa'nın en büyük şehri ve hala insanlara burada ortaya çıkan gelenekler ve zenginlikle ilgili fikir veriyor." dedi.

"Venedik Konstantinopolis'i taklit ediyordu"

Radenovic ise serginin Doğu Roma dönemi küratörü olarak görev aldığını anlattı. Özellikle Bizans dönemi Ayasofyası'nı anlatan bölümün bir kubbenin altında yer aldığını söyleyen Radenovic, birçok Hristiyan ritüeline ait objenin sergide yer aldığını kaydetti.

Bunlar arasında törenlerde kullanılan bir haç, minyatür bir kilise şeklindeki tütsü kabı ve bir tacın bulunduğunu dile getiren Radenovic, bu eserlerin bazılarının Ayasofya'yı inşa ettiren İmparator Justinianus döneminde yapıldığını söyledi.

Radenovic, bu eserlerin Venedik'teki ünlü San Marco Bazilikası'ndan getirildiğini belirterek, şöyle konuştu:

"San Marco, en büyük Bizans sanatı koleksiyonlarından birine sahip çünkü Haçlılar 1204'te Konstantinopolis'i yağmaladığında Venedikliler onlara deniz desteği vermişti. Venedikliler, Büyük Saray ve Ayasofya'da yağmalanan objeler içinden en iyilerini seçme konusunda bir anlaşma yapmıştı. Bunları San Marco'ya götürdüler. San Marco'nun kendisi de Konstantinopolis'te bulunan Havariyyun Kilisesi'nden ilhamla yapılmıştı. Venedik Konstantinopolis'i taklit ediyordu. Bu da şehrin Bizans sınırları dışındaki etkisini gösteriyor."

Bizans dönemini anlatan eserlerin türlerinin nadir örneklerinden olduğunu yineleyen Radenovic, "Bizans'ın arkeolojik mirası ise bugün hala yaşıyor. Ayasofya dikkatli şekilde korundu ve Osmanlılar tarafından çok önemli bir cami olduğu için defalarca restore edildi." ifadelerini kullandı.

Radenovic, Molla Fenari İsa Camisi'nin restorasyonu sırasında bulunan objelerin de sergide yer aldığını anlatarak, Osmanlı döneminde kiliseden çevrilen camilerdeki mozaiklerin dahi korunduğunu söyledi.

Bu mozaiklerin bugün dahi gezilebileceğini vurgulayan Radenovic, Fatih Sultan Mehmet döneminde Havariyyun Kilisesi dışında hiçbir kilisenin yok edilmediğini, Ayasofya ve Aya İrini'nin ise cami ve silah deposuna çevrildiğini ifade etti.

Radenovic, Bizans eserlerinin Bizans döneminde kaybolduğuna da işaret ederek, "Ayasofya'nın neredeyse hiç değişmemiş halde hayatta kalmış olması bizi mutlu ediyor." dedi.

"Buradaki bazı objeler ancak diğer kültürlere böyle açık olmanın sonucu olarak işlenebilirdi"

İstanbul'da bugün dolaşanların da Bizans dönemine ait detaylarla karşılaşabildiğini söyleyen Radenovic, "Tek bir şehirde pek çok farklı katman ve kültürün olması İstanbul'u bu kadar büyüleyici ve muhteşem bir şehir yapan şeydir." diye konuştu.

Kentin kendine ait güçlü bir kültürü olduğunu ve farklılıklara ev sahipliği yapan kozmopolit bir kent olduğunu anlatan Radenovic, İstanbul'un aynı zamanda dışarıdan gelen etkilere de açık olduğunu ifade etti.

Radenovic, "Şehir çok farklı sebeplerle gelen çok farklı insanlar için de önemli bir yerdi. Bunun sebebi de stratejik yeriydi. Çok fazla tüccarı ve zanaatkarı kendisine çekti. Bu üstün başarı ve sanatsal üretimi de öne çıkarmak istiyoruz." ifadelerini kullandı.

İstanbul'un Doğu, Batı ve Afrika'dan gelen etkilere de açık olduğunun altını çizen Radenovic, "Buradaki bazı objeler ancak diğer kültürlere böyle açık olmanın sonucu olarak işlenebilirdi. İmparatorluğun dört bir yanından ve hatta ötesinden çeşitli malzemelerin ticaret ağları aracılığıyla getirilmesi sonucunda son derece etkileyici bir eser ortaya çıkarılmış." değerlendirmesini yaptı.

Dünyanın en büyük sanat ve tasarım koleksiyonlarından birine sahip Victoria ve Albert Müzesi'nde yarın açılacak "Konstantinopolis'ten İstanbul'a: Bir Şehir İki İmparatorluk" sergisi, 9 Mayıs 2027'ye kadar İstanbul tarihinin yaklaşık 1600 yıllık bir bölümüne ışık tutacak.