Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, TRT World Forum 2026’da konuştu:
- "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın güçlü siyasi desteğiyle Türkiye, son 24 yılda savunma sanayisini geliştirmiştir. Geçtiğimiz yıl savunma sanayisi ihracatımız 10 milyar doları aşmıştır. 2026 yılında ev sahipliği yaptığımız başarılı NATO Ankara Zirvesi de bizi NATO 3.0'a daha da yaklaştırarak bu anlayışı ortaya koymuştur" "Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın stratejik liderliğinde Türkiye, farklı bölgelerdeki diplomatik temaslarını genişletmiş, krizlerin kontrol altına alınması ve siyasi çözümlerin ilerletilmesine yönelik çabalarda aktif rol üstlenmiştir"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü siyasi desteğiyle Türkiye'nin son 24 yılda savunma sanayisini geliştirdiğini belirterek, "Geçtiğimiz yıl savunma sanayisi ihracatımız 10 milyar doları aşmıştır. 2026 yılında ev sahipliği yaptığımız başarılı NATO Ankara Zirvesi de bizi NATO 3.0'a daha da yaklaştırarak bu anlayışı ortaya koymuştur." dedi.
İstanbul Kongre Merkezi'nde bu yıl 10'uncusu "Merkezsiz Dünya: Kurallar Geçersiz Kaldığında Kim Liderlik Eder?" temasıyla düzenlenen TRT World Forum'da, " Türkiye : Bölgesel Güçten Bölgeler Arası Bir Aktöre" başlıklı açık oturumda konuşan Yılmaz, kıtaların, tarihin ve kültürlerin yüzyıllardır buluştuğu İstanbul'da dünyanın dört bir yanından gelen konukları ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduklarını söyledi.
Yılmaz, forumun 10'uncusunun düzenlenmesinin, TRT'nin vizyonunun ve bu önemli girişime yönelik kararlı bağlılığının bir göstergesi olduğunu kaydederek, "Bu yılki forumun temel sorusu olan 'Merkezsiz Bir Dünya: Kuralların Tükendiği Bir Dönemde Kim Liderlik Edecek?' bugün içinde yaşadığımız dünyanın gerçekleri açısından özellikle önem taşımaktadır. Küresel güç artık tek bir çekim merkezi etrafında yoğunlaşmamaktadır. Bunun yerine nüfuz, giderek daha geniş bir devletler ve bölgesel aktörler yelpazesine yayılmaktadır." ifadelerini kullandı.
Kurallara dayalı uluslararası düzenin temelini oluşturan uzlaşının giderek daha fazla baskı altına girdiğini dile getiren Yılmaz, jeopolitik gerilimlerin belirleyici olduğu bu riskli ve belirsiz ortamda, "güçlünün haklı olduğu" anlayışının tehlikeli bir düşünce biçimi haline geldiğini belirtti.
Yılmaz, Türkiye olarak gerçekçi bir yaklaşımı benimsediklerini ve bununla birlikte kurallara dayalı uluslararası bir sistemi savunduklarını ifade ederek, şöyle konuştu:
"Böylesine zorlu bir ortamda sorumlu liderlik, proaktif diplomasi ve somut işbirliği her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Bunlar, küresel istikrarın güçlendirilmesi, karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesi ve kolektif eyleme duyulan güvenin pekiştirilmesi açısından vazgeçilmezdir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın stratejik liderliğinde Türkiye, farklı bölgelerdeki diplomatik temaslarını genişletmiş, krizlerin kontrol altına alınması ve siyasi çözümlerin ilerletilmesine yönelik çabalarda aktif rol üstlenmiştir."
"Coğrafyamız bizi kıtaların ve bölgelerin kesişim noktasına yerleştirmektedir"
Türkiye'nin birbiriyle bağlantılı güvenlik bölgelerindeki rolüne değinen Yılmaz, şunları kaydetti:
"Türkiye, rolünü ve nüfuzunu belirli bir bölgeyle sınırlamak yerine her zaman çok bölgeli bir aktör olmuştur. Coğrafyamız bizi kıtaların ve bölgelerin kesişim noktasına yerleştirmektedir. Ancak Türkiye'nin rolünü yalnızca coğrafya açıklamamaktadır. NATO müttefikiyiz ve hem Karadeniz'e hem de Akdeniz'e kıyısı olan bir ülkeyiz. Aynı zamanda, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu ile sahip olduğumuz derin tarihi ve stratejik bağlarla daha geniş Avrupa güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçasıyız. Ortaklıklarımız Afrika, Körfez ve Güney Asya'ya kadar uzanmaktadır. Önemli olan, bu konumumuzu yapıcı angajmana ve somut işbirliğine dönüştürebilme kapasitemizdir. Bunu, proaktif diplomasi, bölgesel sahiplenme ve olumlu gündemler üzerine kurulu stratejik bir vizyon doğrultusunda yürütüyoruz. Barışın, istikrarın ve herkes için refahın ilerletilmesine yönelik çabalarımızda arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık merkezi bir yer tutmaktadır."
Yılmaz, böylesine kapsayıcı ve bütüncül bir bakış açısını benimseyen Türkiye'nin, bu ilkeleri hayata geçirmek amacıyla farklı, hatta birbiriyle rekabet halinde olan muhataplarla temas kurmayı sağladığını kaydetti.
NATO, Avrupa ve Orta Doğu arasında stratejik bir bağlantı noktası olarak Türkiye'yi ele alan Yılmaz, Türkiye'nin çok bölgeli angajmanı, Avrupa ve Avrupa-Atlantik güvenliğini de dikkate aldığını söyledi.
Yılmaz, Avrupa'nın güvenlik mimarisinin bir dönüşüm sürecinden geçtiğini ve bu mimarinin gelecekteki yapısının ise tartışma konusu olduğunu belirtti.
Gelişmiş askeri kabiliyetleri, savunma sanayisi kapasitesi, bölgeye ilişkin bilgisi ve diplomatik erişimiyle Türkiye'nin, NATO bünyesinde daha güçlü bir Avrupa sütununun en önde gelen destekçilerinden biri olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın güçlü siyasi desteğiyle Türkiye, son 24 yılda savunma sanayisini geliştirmiştir. Geçtiğimiz yıl savunma sanayisi ihracatımız 10 milyar doları aşmıştır. 2026 yılında ev sahipliği yaptığımız başarılı NATO Ankara Zirvesi de bizi NATO 3.0'a daha da yaklaştırarak bu anlayışı ortaya koymuştur." şeklinde konuştu.
Türkiye'nin kriz yönetimi ve arabuluculuk rolüne ilişkin Yılmaz, görüş ayrılıklarının derin olduğu ve tırmanma riskinin yüksek seyrettiği dönemlerde, diyalog kanallarının açık tutulmasının özellikle önemli olduğunu söyledi.
Yılmaz, Karadeniz'deki durumun Türkiye'nin ulaşılabilir ortak zeminler oluşturmak için gerekli tüm araçları nasıl bir araya getirdiğini gösterdiğini kaydetti.
"Diplomasi bu krizin çözümüne yönelik çabaların merkezinde yer almaya devam etmelidir"
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın kalıcı bir uzlaşıyla sona erdirilmesi gündemimizin en üst sıralarında yer almaya devam ederken, Karadeniz Tahıl Girişimi'ne aracılık ederek harekete geçtik. Girişimin önemi Karadeniz'in çok ötesine uzanmış ve milyonlarca insan bu girişimden faydalanmıştır. İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan savaş, komşu bölgelerimizin güvenliğinin birbirine ne kadar yakından bağlı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye açısından öncelikler her zaman son derece açıktır, daha fazla tırmanmanın önlenmesi, sivillerin korunması, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve müzakere yoluyla kalıcı bir çözüme ulaşılması. Dolayısıyla diplomasi, bu krizin çözümüne yönelik çabaların merkezinde yer almaya devam etmelidir."
Diğer taraftan R4 mekanizmasının, Türkiye'nin bölgeler arası angajmanının en belirgin örneklerinden biri olduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:
"Bu mekanizma Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan'ı aynı masa etrafında bir araya getirmektedir. Farklı coğrafi konumlara, diplomatik ilişkilere ve stratejik kabiliyetlere sahip ülkeleri buluşturmaktadır. Bu çeşitlilik, söz konusu mekanizmaya diyaloğu destekleme, bölgesel sorunlara yönelik yanıtları koordine etme ve kriz yönetimine katkıda bulunma potansiyeli kazandırmaktadır. R4'ün değeri, istişareleri somut diplomatik angajmana dönüştürebilme kapasitesinde yatmaktadır. Türkiye açısından bu durum, istikrarsızlıktan doğrudan etkilenen ülkelerin bu sorunların çözümünde daha fazla sorumluluk üstlenmesi anlamına gelen bölgesel sahiplenmenin önemini yansıtmaktadır."
Yılmaz, "Önümüzdeki zorlukların ele alınmasında, jeopolitik gerilimler ve savaşlar yerine diyalog ve diplomasinin önemini ortaya koyan bir tartışma gerçekleştireceğimize inanıyorum." ifadelerini kullandı.